• meltemtzn

NEVROTİK VE MİTOLOJİK: HİLAL CAN ÜZERİNE

“Sanat paha biçilmez değerde bir mülk, insanın içini hem ferahlatan hem ısıtan, hem mideyi hem ruhu ideal olanın doğal dengesine kavuşturan bir içkidir” der Baudelaire. Bu cümleyi okuduğumda aklıma şu soru gelmişti; Peki o zaman sanat insanın ruhunu iyileştiriyor mu? Bir sanat yazarı olarak yazmaya başladığım ilk zamanlarda sanatın iyileştirici bir gücü olduğuna inanırdım. Artık böyle düşünmüyorum. Ancak kimi sanatçılar icra ettikleri eserler ile sizi içinde bulunduğunuz rahatsız edici durumlardan bir süreliğine de olsa alıp götürür. Hatta bazen bunu uzun bir süre yapabilir. Sanat iyileştirmese de hastalığınızı unutturur diyebilirim ya da sizi başka bir hastalığın pençesine düşürür.Bazen de Baudelaire’in bahsettiği gibi ruhunuzun ideal olanın dengesine kavuşmasını sağlar. Bu denge bir iyileşmeyi mi temsil ediyor emin değilim.


Galeri Bu’da devam eden “Odada” sergisi ile ilk kez karşılaştığım Hilal Can’ın eserleri de üzerimde öyle güçlü bir etki yarattı ki beni başka bir hastalığın pençesine mi sürükledi yoksa ruhumun dengesini bulmasını mı sağladı emin olamıyorum. Bildiğim şey, onun dünyasına girdiğimde çıkmak istemediğim ve bana eserleri üzerinden bir sürü iyili kötülü duygu yaşattığı. Yaratmış olduğu portreleri, hangi dünyaya ait olduğunu bilemediğiniz insanüstü varlıkları ve izleyiciyi içine çeken hem dinginliği ile rahatlatan hem gizemi ile ürküten doğası içerisinde kaybolmak istedim. Günümüzde çok az sanat eseri izleyiciye içerisinde kaybolma ihtiyacı doğuruyor. Ve izleyici onu bulduğunda bırakmak istemiyor.



Hilal, insanın ruh halini ve içinde bulunduğu dünyayı ( belki de zihnindeki dünyayı) farklı materyaller ve disiplinlerden yararlanarak sunarken izleyiciyi işlerinin içine hapsetmeyi başarıyor. Bunu yaparken de boğmuyor, yormuyor. Kullandığı melankolik renklerin baskınlığına rağmen eserin içerisine büyük bir rahatlama ve dinginlikle sokuyor. Resimlerinde ne olacağını bilemediğiniz gerilim dolu bir dünyaya adım atıyorsunuz . İçinden çıkmak istemeyeceğiniz mistik bir dünyaya sokuyor kimi zaman da. Belki de bu melankolinin içerisinde dinginliği hissedebilmek, dinlenebilmek ise bana özel bir hastalık çeşididir. Çünkü sanatçının yarattığı coğrafyada ve insan yüzlerinde pek huzur vaadeden bir yön yok. İçsel sancılar, acılar, mutsuzluklar, nevrotik kişilikler ve yalnızlık var. İnsanın ya da insan ötesi başka varlıkların çığlıkları var. Eserlere nasıl baktığınıza göre değişse de bence Hilal’in resimlerinde Sanat Tarihi’ne, mitolojiye, ikonografiye, şiirlere göndermeler de var.


(Vitrin Yerleştirmesi Kötü) Ruhları Kovmak, Seramik


Fıt'r un Ficur, Tuval Üzerine Yağlıboya, 70x90 cm.


Örneğin Hilal’in Fıt’r un Ficur isimli resmi sanat tarihinden ve ikonografiden aşina olunan Pieta sahnesinin çağdaş bir versiyonunu akıllara getiriyor. Belki de annesi olan bir kadının kollarında can vermiş, iskelete dönüşmüş bu beden tam olarak insan formunda değil, başka bir dünyadan farklı bir yaratık. Yine de bütün bir kompozisyon olarak ele alındığı zaman resimde Pieta sahnesinin o bilindik duygusu var; acı, üzüntü ve merhamet. Hilal bence bu sahneye bir de mitolojik bir hava katmış. Bedenlerin ardında uzanan nehir adeta Acheron Irmağı’nı andırıyor. Sanki birazdan Kharon gelecek ve annenin kucağındaki cesedi alıp Hades'e götürecek. Çünkü tasvir edilen nehir, Hades’in ülkesine bir gidiş yoluymuşcasına ürkütücü ve lanetli. Galerinin hemen girişinde, vitrinde yer alan Kötü Ruhları Kovmak isimli yerleştirme belki de bu nedenle tam da Fıt’r un Ficur öncesi izleyiciyi karşılayan ilk eser oluyor. Bu iki eserin arka arkaya konumlandırılmış olması, kürasyonun izleyiciye bir hikaye sunmak istediğini de ortaya koyuyor.


Lunatic & Melankolik- 2, Pres Tuval Üzerine Karışık Teknik, 25x35cm.


Hilal’in eserlerinde kaybolmaya devam ederken bu kez Lunatic&Melankolik 2 isimli resim mitolojiden ve dinlerden, kaygılardan ve nevrozlardan alıp başka yerlere götürüyor beni, bu kez kendimi Hilal’in resmi aracılığı ile bir Orhan Veli Kanık şiirinde buluyorum;

“ İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı;

Bir kuş çırpınıyor eteklerinde;

Alnın sıcak mı, değil mi biliyorum;

Dudakların ıslak mı, değil mi biliyorum;

Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından

Kalbinin vuruşundan anlıyorum;

İstanbul’u dinliyorum. “


Dinlemek istediğinizde bir sanat eseri size çok şey anlatır. Eğer bir anlığına durup Kandinsky gibi renkler ve müzik tınıları arasındaki ilişkiye odaklanırsam Hilal’in renkleri kulağımda biraz mistik, biraz melankolik ama aynı zamanda dingin bir melodi şeklinde çalmaya başlıyor. Hilal eserleri ile zihinde çok yönlü, çok sesli bir konser etkisi yaratıyor. Her bir yaratısı izleyiciyi farklı bir ruh haline ve dünyaya sokuyor. Sergiyi gezip öylece ayrılamıyorum, Hilal ile vedalaşamıyorum, oraya tekrar gideceğim çok belli. Hilal Can benim için geç kalınmış bir keşif diye düşünüyorum. Uzun süredir beni bu kadar farklı hikayelerde yolculuğa çıkaran bir sanatçı ile karşılaşmamıştım. Buradan yola çıkarak kendimden emin bir şekilde izleyicinin de sanatçıyı hakettiği takdirden eksik bırakmayacağını düşünüyorum.


Odada sergisi 30 Nisan’a kadar Galeri Bu Pavillion’da görülebilir.





136 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör