• meltemtzn

SABIRLA BEKLEYEN BÜYÜLÜ ŞEYLER

"Bataklıklarda acı yoncalar sürgün verdiğinde, üçlü yapraklarının arasında bulunan dikine büyüyen somaklarında, üzeri tüylü bir buğu ile kaplı yıldız şeklinde çiçekler açmaya başlar. Bu saçaklı çiçekler mucizevi birer sanat eseri gibidir. Zarafet içinde açılan her tomurcuk dantelden daha ince, püsküllü taç yapraklarını sergiler. Ancak bu güzelliği algılamak için büyüteç gerekir. Çünkü gözlerimizin hükmünden gizlenen bir güzelliktir bu. Oysa bu acı yoncalar şimdiye dek kimbilir kaç kez çiçeklenip solmuş, ama kimse de ayırdına varıp ne kadar sevilesi olduğunu anlamadan, güzelliğini selamlamadan solup gitmişlerdir. Evren duyularımızın keskinleşmesini sabırla bekleyen büyülü şeylerle doludur"

Eden Phillpots, A Shadow Passes, 1918



Yaratıcısı doğa ya da insan, farketmeksizin bir sanat eserini izlemek, ondan haz alabilmek, kendini ona bırakmak, içindeki güzelliği ya da çirkinliği ayırdetmek, gizemine varmak sabır işidir. Bakmayı değil görmeyi öğrenmeli insan, gözlerini eğitmeli, zihnini eğitmeli, farkında olmalı...


Covid ile geçirdiğimiz bunca zamana dönüp baktığımda, bu süreçte gezdiğim tüm sergileri zihnimde tekrarladığımda, beni içinde bulunduğumuz durumun farkına vardıran tek serginin Kalyon Kültür'de devam etmekte olan "Sabırla Bekleyen Büyülü Şeyler" isimli karma sergisi olduğunu düşünüyorum. Hastalığın başladığı yer ve nedeni hakkında çeşitli rivayetler dönse de kesin olan bir şey var ki, insanoğlu birlikte yaşadığı evreni fazlasıyla yordu ve bizler bu hastalıkla birlikte evlere kapandığımızda doğa kendisini yenileyip, temizleyerek insanoğlunun görmeyi sabırla beklemeden tahrip ettiği güzelliklerini gün yüzüne çıkartmaya başladı. Büyük şehirlerde hava kirliliği oranı ciddi anlamda azaldı, Venedik'te ve daha bir çok şehirde sular berraklaşmaya başladı, balıklar kıyılarda rahatlıkla görünür oldu.


Melis Buyruk ve Sadık Arı


Çevrenin kendisini iyileştirme sürecini düşününce akla başka bir soru geliyor. Peki bizler doğanın bize sunduğu güzelliklerin ne kadar farkındayız? Ona, bize sundukları karşısında ne kadar minnet duyuyoruz? "Sabırla Bekleyen Büyülü Şeyler" sergisi Ali İbrahim Öcal, Ahmet Duru, Ayşe Gül Süter, Melis Buyruk ve Sadık Arı eserleri etrafında izleyiciyi biraz da bu farkındalığa davet ediyor.


İnsanlık modern olarak adlandırdığımız yaşam tarzına geçeli çok uzun zaman oldu, ancak modern yaşama geçişin sancıları insan ruhunda hala devam ederken ve başkalaşım sancısı her geçen gün artarken, bu yaşam alanı içerisinde kaçımız doğanın büyülü güzelliklerinin farkına varabildiği, durup tadını alabildiği bir yaşam sürüyor? En son ne zaman bir ağacın bahar aylarında verdiği çiçeklerin güzelliğini dikkatle izleyip mutlu olduk? Bir kuşun yuvasını özenle yapıp, çalı çırpıyı ailesi için sıcak ve güvenli bir alana dönüştürmesine şahit olduk ve bu en son ne zaman bizim de içimizi ısıttı? Bir tohumun filizlenip, ağaç olma aşamasına şahit olabildik mi tüm evreleri ile? Tüm bu güzelliklerin ortaya çıkması zaman alır, sabır ve emek ister. Peki ya içinde yaşadığımız çağda bu farkındalığa varmak için kimin vakti var? Sergi bence tam da bu eksen etrafında dönüyor. İzleyiciye ne kadar sabırlısın sorusunu soruyor belki de...

Ali İbrahim Öcal


Ali İbrahim Öcal, yeryüzünün bulunduğumuz noktasında 41°03'08.6''N, 28°59'27.6''E koordinatlarında yer alan bir dağı sergi alanına konumlandırarak insanoğlunun şehir yaşamında savrulurken görmeye pek de fırsat bulamadığı bu imaj ile toprak, memleket hasretine bir iç çekiş yaşatırken diğer yandan "mimesis" kavramını sorgulatıyor. Doğa'nın kendisine gitmeye vakti yoksa onun bir kopyasının karşısında da huzur bulamaz mı insan? Sanatçının bir performans çıktısı olan bu eserin tam karşısında konumlandırdığı deniz imajı, pratikte hem küratöryel olarak hem de izleyicide tinsel olarak bir bütünlük sağlıyor. Öte yandan olması gerektiği kadar berrak olamayan bu deniz, insanın doğaya verdiği tahribatın da bir simgesi olabilir. Resme bakarken Marmara Denizi ve musilaj problemi aklıma geldi, üzüldüm. Aklıma gelen şey doğaya ne kadar zarar verdiğimiz değil de onun ne kadar kusursuz olduğu olmalıydı dedim kendi kendime...


Deniz ve dağın bir araya gelişinin üzerimde yarattığı dinginlikle, zinhimde yarattığı sorularla birlikte Ahmet Duru'nun resimleri ile yeşilin ve mevsimlerin tadına bakmaya gittim. Sanatçı yaptığı doğa gezileri ve gözlemlerini tuvale aktarırken o kadar başarılı ki, izleyici doğanın binbir türlü haline tanık oluyor. Bir ağacın kök salmaya başladığında durmayan, her yere fışkıran kökleri gibi tablolarından doğa taşıyor. Görmeye ve izlemeye vaktimiz ya da sabrımız olmadığından farkında olmadığımız detayları sunuyor. Bir yeşilin üzerine farklı açılardan yansıyan güneşin onda nasıl bir görsel şölen yarattığına belki de daha önce hiç dikkat etmedik. Ahmet Duru resimleri ile bizi doğanın içine çekiyor.

Ahmet Duru


Melis Buyruk ise porselen, renksiz ,parlak ancak detaylarla dolu olan heykellerinde tüm canlıların bir aradalığının güzelliğini somutlaştırıyor. Heykellerinde renk kullanmaması izleyicinin detaylara daha fazla yoğunlaşmasını sağlıyor. Böylece her kişinin o detaylarda bulduğu imge kişiye özel kalıyor biraz da..


Her bir sanatçının başka bir farkındalığa ulaştırdığı, doğanın farklı yönlerden gizemlerini arama yolculuğunda izleyiciyi de yanına katıp götürdüğü "Sabırla Bekleyen Büyülü Şeyler" sergisi 25 Kasım'a kadar Kalyon Kültür'de izlenebilir.



36 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör