• meltemtzn

BİZANS LİTURJİSİ’NİN ANA AYİNİ ÖKARİSTİ’DEN KALİSLER

Güncelleme tarihi: 17 May 2019





İÇİNDEKİLER

ÖNSÖZ……………………………………………………………………………………….

LEVHA LİSTESİ…………………………………………………………………………….

1. GİRİŞ…………………………………………………………………………………

1.1. AMAÇ…………………………………………………………………………...

1.2. KAPSAM………………………………………………………………………..

1.3. YÖNTEM………………………………………………………………………..

2. HIRİSTİYANLIĞIN DOĞU ROMA’YA GİRİŞİ VE ORTODOKS OLUŞUMU….

3. BİZANS ORTODOKS KİLİSESİ İNANÇ ESASLARI VE ÖĞRETİLERİ

3.1. ÖĞRETİLER…………………………………………………………………….

3.2. İNANÇ ESASLARI

3.2.1. İBADETLER…………………………………………………………….

3.2.2. SAKRAMENTLER………………………………………………………

4. ÖKARİSTİ…………………………………………………………………………..

4.1.ÖKARİSTİDE KULLANILAN LİTURJİK OBJELER

4.1.1. PATEN VE ASTERİSKOS………………………………………………

4.1.2. KALİS……………………………………………………………………

4.1.3. İBRİK VE TRULLA……………………………………………………..

4.1.4. KAŞIK……………………………………………………………………

4.1.5. YELPAZE………………………………………………………………..

4.1.6. BUHURDAN…………………………………………………………….

4.1.7. KUTSAL KİTAP KAPAĞI……………………………………………..

4.1.8. HAÇ VE HAÇ KAİDESİ………………………………………………..

5. KONTROL DAMGALARI………………………………………………………….

6. KALİS

6.1. TARİHÇESİ, KULLANIM ALANI, DÖNEM FARKLILIKLARI

6.2 ERKEN DÖNEM KALİSLERİ………………………………………………… 6.2.1.TARİHLENDİRME………………………………………………

6.2.2. MALZEME…………………………………......................................

6.2.3. FORMLAR……………………………………………………………

6.2.4. ÖLÇÜLER

6.2.5. BEZEMELER

6.2.6. YAZITLAR

6.3 ORTA DÖNEM KALİSLERİ

6.3.1 TARİHLENDİRME……………………………………………..

6.3.2 MALZEME………………………………………………………

6.3.3 FORMLAR………………………………………………………

6.3.4 ÖLÇÜLER………………………………………………………

6.3.5 BEZEMELER……………………………………………………

6.3.6 YAZITLAR………………………………………………………

KATALOG

EDK-1………………………………………………………………….

EDK-2…………………………………………………………………

EDK-3……………………………………………………………………

EDK-4……………………………………………………………………

EDK-5……………………………………………………………………

EDK-6……………………………………………………………………

EDK-7……………………………………………………………………

EDK-8……………………………………………………………………

EDK-9………………………………………………………………….

EDK-10…………………………………………………………………..

EDK-11…………………………………………………………………

EDK-12…………………………………………………………………

EDK-13…………………………………………………………………

EDK-14………………………………………………………………..

EDK-15…………………………………………………………………

EDK-16…………………………………………………………………..

EDK-17…………………………………………………………………..

EDK-18…………………………………………………………………

EDK-19………………………………………………………………….

EDK-20…………………………………………………………………..

EDK-21………………………………………………………………….

EDK-22………………………………………………………………….

EDK-23…………………………………………………………………

EDK-24…………………………………………………………………

EDK-25…………………………………………………………………

EDK-26…………………………………………………………………

EDK-27…………………………………………………………………

EDK-28…………………………………………………………………

EDK-29…………………………………………………………………..

EDK-30…………………………………………………………………

EDK-31…………………………………………………………………..

EDK-32…………………………………………………………………

ODK-1……………………………………………………………………

ODK-2……………………………………………………………………

ODK-3……………………………………………………………………

ODK-4……………………………………………………………………

ODK-5……………………………………………………………………

ODK-6……………………………………………………………………

ODK-7……………………………………………………………………

ODK-8……………………………………………………………………

8.DEĞERLENDİRME………………………………………………….....................

9.SONUÇ……………………………………………………………………………

RESİMLER

KAYNAKÇA


RESİM LİSTESİ

Resim 1: San Vitale Kilisesi Mozaiği

Resim 2: San Vitale Kilisesi’nden

Resim 3: Paten ve Asteriskos

Resim 4: İbrik

Resim 5: Trulla

Resim 6: Kaşık

Resim 7: Yelpaze

Resim 8: Buhurdan

Resim 9: Kutsal kiatp kapağı

Resim 10: Haç ve haç kaidesi

Resim 11: Kontrol damgası


1.GİRİŞ

Bizans Devleti, Roma İmparatorluğu’nun Doğu ve Batı olarak ikiye ayrılması sonucu Doğu Roma’nın devamı niteliğinde doğmuştur. Büyük komutan Constantinus tahta geçmiş ve yeni yayılmaya başlayan Hıristiyanlığı devlet dini haline getirmiştir. Bu süreçle birlikte Hıristiyanlık devlet içerisinde büyük önem kazanmış zamanla İmparatorların güçlerini aldıkları bir olgu haline gelmiştir.

Hıristiyanlığın önemli bir sakramenti olan Ökaristi ise İsa’yı anmak adına yapılan bir tören olup, ökaristi töreni sırasında kullanılan liturjik objeler de büyük önem taşımaktadır. Bu nedenledir ki liturjik objeler Bizans Devleti varlığı süresince her zaman kutsallığı nedeni ile değerli madenler ve taşlar kullanılarak yapılmış ve bezenmiştir. Ve her zaman kilise hazinesine ait olarak saklanmışlardır. Malzeme ve süsleme farklılıkları ise devletin dönemler içerisinde ekonomik gücüne göre değişiklik göstermiş, bu sebeple de belirli dönemlerde belirli malzemeler kullanılmıştır. Araştırma konumun içerisinde Hıristiyanlığın devlet içerisindeki gelişim süreci ile Ökaristi töreni ve malzemelerine de değinmiş olsam da değinmek istediğim nokta Bizans Kalisleri’nin dönemsel malzeme ve süsleme farklılıklarıdır.

Kalisleri ele geçen hazine bulgularından yalnızca Erken Dönem ( 5.yy – 7yy) ve Orta Dönem ( 10.yy – 11.yy) örnekleri olarak ikiye ayırabilmekteyiz. Daha geç dönemlerde yapılmış kalislere rastlanmamaktadır.

Çalışmam sırasında 1.bölümde Hıristiyanlığın yerel bir din olarak doğup Doğu Roma’da yayılış sürecini, Bizans Devleti’nin ortaya çıkışı ve Hıristiyanlığı neden resmi din olarak seçtiği ve son olarak da Ortodoks Hıristiyanlığının nasıl şekillendiğini ele aldım. İkinci bölümde Ortodoks inanç esasları ve sakramentlerini, üçüncü bölümde Ökaristi Sakramenti’nin çıkış noktası ve Bizans Devleti’nde nasıl düzenlendiğini ele aldım. Dördüncü bölümde Ökaristi ayini sırasında kullanılan liturjik objeleri genel olarak ele aldım ve beşinci bölümde kullanılan liturjik objelerin tarihlendirilmesinde önemli bir nokta olan kontrol damgaları konusuna değindim. Son olarak altıncı ve yedinci bölümde ise çalışmamın temel konusu olan kalisi, Bizans Devleti içerisinde ayrıldığı dönemlere göre katalog yolu ile örnekleyerek inceledim.

1.1. AMAÇ

Ökaristi Sakramenti, liturjik objeler ve ana konum olan kalisi araştırma konum olarak seçmemdeki amaç, şimdiye dek önemli bir liturjik obje olan kalisin tek olarak çalışılmamış olması ve yayınlanmış kalislerin daha önce bir araya toplanıp dönem özelliklerine göre malzeme ve süsleme konusundaki farklılıklarının çok sayıda araştırma konusu olarak seçilmemiş olmasıdır.

1.2. YÖNTEM

Araştırma yöntemim ders danışmanım ile konumu belirlemek ile başlamış olup daha sonra kaynak taramaları ile devam etmiştir. Araştırmalarım süresince Anadolu Üniversitesi Kütüphanesi, müzelerin online katalogları ve ders danışmanımın önerdiği kaynakları taradım ve bu konuda yeterli sayıda türkçe kaynak olmadığı için, yabancı dil kaynaklarını çevirme sürecine girdim. Daha sonra katalog için çeşitli müzelerdeki kalis fotoğraflarını toparlayarak süreci hızlandırdım.

1.3. KAPSAM

Liturjik obje olarak kalisler Erken ve Orta Dönem olmak üzere iki grupta incelenmektedir. Kataloglama yolu ile şimdiye dek kilise hazinelerinden ele geçen ve çeşitli koleksiyonların elinde bulunan tüm kalisler bu araştırma ile bir araya toplanmış, süsleme ve figür kompozisyonları incelenmiş ve daha sonra dönem farklılıkları değerlendirilmiştir.


2. HIRİSTİYANLIĞIN DOĞU ROMA’YA GİRİŞİ VE ORTODOKS OLUŞUMU

Hıristiyanlık, mensuplarının sayısı bakımından dünyanın en büyük dinlerinden biridir.Aynı zamanda köklü bir geçmişe dayanmaktadır. Filistin bölgesinde ortaya çıkan ve İsa merkezli dine inananlara isim olan “Hıristiyan” kelimesi, İsa’dan sonra ortaya çıkmış ve M.S. 60 yılından itibaren yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır. Daha önce İsa’ya bağlı olanlara kardeşler, ermişler veya inananlar denilmiştir.[1]

Hıristiyanlık II.yy’ın sonlarına doğru Anadolu’dan Roma’ya kadar geniş bir alanda yayılmıştır. Hıristiyanlığın yayıldığı alan büyük ölçüde Roma İmparatorluğunun sınırları içerisinde kalmıştır. Roma İmparatorluğunda Hıristiyanlara büyük zulümler yapılmış ancak 313 yılında İmparator Constantinus zamanında Milano Fermanı’nın yayınlanması ile geniş bir din ve vicdan hürriyeti elde etmişlerdir. Daha önce Pagan imparatoru olan Konstantin, bu tarihlerden itibaren Hıristiyanların İmparatoru konumuna girmiştir.[2]

Constantinus’dan önce Hıristiyanlar devlet nüfusu içerisinde küçük bir azınlık oluşturuyorlardı. Hıristiyanlar şehirden çok kırsal kesimde, Batı’dan çok Doğu’da yaşarlardı. Askerlikleri boyunca alt sınıflarda görev alırlar ya da sosyal hayatlarında yükselmek için çok çalışmak zorunda kalırlardı. Bu dönemde Hıristiyanların toplanmaları yasaklanmış, pagan tanrıları için yapılan kurban törenlerine katılmaları zorlanmış ve ellerinden malları alınmıştır.

Greko – Roman kültürü altında yaşayan nüfusun çoğunluğunu ise birbiriyle uyumlu yerel inançlar ve gelenek takipçileri oluştururdu. Bu topluluktaki insanlar birbirleriyle uyumlu olan kültürlerini birleştirmişler ve bu birleşimden kendi tanrılarını saptayan Paganizmi oluşturmuşlardır. [3] Mükemmel Antik Dönem’de bir takım emirlere göre, aile ve halk ile birlikte sergilenen her şey tanrıların sinirlenmesini engeller ve toplumun huzurunu sağlardı.[4] Bu paganizm denilen inancın topluma öğrettikleriydi. Hıristiyanlığın gelmesiyle birlikte ise durum biraz daha farklılaştı.

Bizans, Constantinus ile birlikte Hıristiyanlığı resmi din olarak kabul eden, Hıristiyan öğretisine göre yaşamaya ve başkalarını yönetmeye başlayan ilk büyük devletti. Roma yurttaşları, Caeserleri Constantinus kendisini değişikliğin gerekli olduğuna inandıran bir hayal gördüğü için resmi dinleri olarak Hristiyanlığın paganizmle çekişeceğini, I.Constantinus’un İ.S 323’e kadar erken bir tarihte ve olasılıkla 325 yılından önce ilk Nikaia Konsili’ni toplamasıyla öğrendiler.[5]

Hıristiyanlığın Doğu Roma’da kabulü ile, Paganizm ile çekişmelerin yanı sıra bu din içerisinde görüş ayrılıklarının başlaması ise çok zaman almamıştır. Bu problemler üzerine İmparator Constantinus bu ayrılıkları gidermek amacıyla 325’te İznik’te bir konsil toplamıştır. Hıristiyanlık tarihinde önemli bir dönüm noktası olan ve ilk Genel Konsil olarak kabul edilen bu konsilde Hıristiyanlığın inanç esasları üzerine büyük tartışmalar yaşanmıştır.[6] Bu ilk İznik Konsili ve ardından çeşitli dönemlerde yapılacak olan 6 konsille birlikte Bizans Ortodoks Kilise inançlarının temelleri atılmıştır.

Bu 7 toplantıya Kilise’nin Genel Konsilleri adı verilmiştir. 325 yılında Nikaia’da (İznik) yapılan ilk toplantıda dogmatik konular ve özellikle Tanrı ile İsa’nın doğalarının aynı olup olmadığı tartışılmıştır.[7] Bu konsilde 318 piskopos, imparator tarafından önerilen formülün, kilisenin mevsuk imanını tam olarak ifade ettiğini açıklamışlardır. Credo’ya[8] belirlenen formüller sokulunca, yüksek sesle okunmuş ve piskoposlar tarafından onaylanmıştır.. Bu Credo hala bugün hıristiyanlığın en kutsal sembollerinden birini teşkil eder ve Ökaristik Litürji’nin de bir kısmını oluşturur.[9] Konstantinopolis’de 381 yılında toplanan ikinci konsil , patriği hemen imparatordan sonra sayarak devlet içinde ona ikinci makamı vermiştir.[10] Bu konsil sırasında oylanan kararlar doğu kilisesini ilgilendirmiştir. Özellikle üçüncü karar çok önemlidir. Bu karara göre kilise hiyerarşisi içinde Roma’nın önceliği kabul edilir ve bundan böyle ikinci sırada İskenderiye değil; imparatorun ikametgahı olan İstanbul yer alacaktır.[11] 431’de Ephesos’da (Efes) toplanan üçüncü konsil üyeleri, İsa’nın insan doğasının kutsal doğasından daha önemli olduğunu ileri süren Antiochia’lı Nestorios ile aynı düşüncede olan Nestorculuk mezhebini tartıştı.[12] Bu konsil kararları sonucu, Nestori doktrini olarak benimsenen doktrin, kısa zamanda Roma topraklarında kaybolmuştur. Bununla beraber çok sayıda Nestori taraftarı, İran’a göç etmiştir.[13] Dördüncü konsil İsa’nın iki doğasını tartışmak üzere 451’de Khalkedon’da (Kadıköy) toplandı.[14] Beşinci konsil yine Konstantinopolis’de 553 yılında toplanmış ve yine Hristiyanlığın inanç esasları tartışma konusu olmuştur. Altıncı konsil Konstantinopolis’de 170 piskoposla Kasım 680’den Eylül 681’e kadar imparatorluk sarayındaki kubbeli salonda toplanmıştır. Bı konsile Consilium Trullanum adı bu salondan dolayı verilmiştir. Bu konsilde, Papa Honorius dahil tüm Monothelisme (İsa’da tek bir iradeye inanma) savunucuları mahkum edilmişler ve Kadıköy Konsili iman formülü aşağıdaki sözlerle tamamlanmıştır: “ İsa’da bölünmeyen, ayrılmayan ve birbirine karışmayan iki iradeyi ve iki enerjiyi kabul ediyoruz. İki irade, insani irade gibi tanrısal iradeyi takip eder ve ona tabi olur.”[15] Yedinci konsil Hıristiyan din adamları tarafından son ekümenik konsil olarak nitelendirilir ve Nikaia’da (İznik) toplanmıştır. İkonaklast dönemde yapılan bu toplantıda resimlere dönüşü sağlayan kararlar alınmıştır.[16] Bu önemli toplantıların ardından ise 9.yy’a kadar süren bir süreçten sonra Hıristiyanlığın temelleri çeşitli ayırımlar dışında fazla değişikliğe uğramamıştır.

Tüm bu konsiller ve oluşumların yanı sıra Bizans İmparatorluğu’nun geniş toprakları nedeniyle hıristiyanlık zamanla Doğu’da ve Batı’da farklı yönlere doğru ilerlemiştir. Doğu’da hıristiyanlık, Bizans’ın kontrolünde bir devlet dini haline gelirken, Batı’da papaların etkisinin büyük olduğu bir din anlayışıyla farklı bir gelişim göstermiştir. [17] Doğu ve Batı kiliselerinde, teolojik konularda meydana gelen bölünmeye paralel olarak dini pratikler bakımından da farklılaşmalar ortaya çıkmıştır. Doğu Kiliseleri’nde papazların evlenmesine müsaade edilirken, Batı Kilisesi’nde ruhban sınıfına evlenme yasağı getirilmiştir. Ökaristi ayininde Batı Kilisesi’nde mayasız ekmek, Doğu Kilisesi’nde mayalı ekmek kullanımı adeti yerleşmiştir.[18] Tüm bu farklılaşmalar doğrultusunda Papa IX. Leon tarafından 1054 yılında İstanbul’a gönderilen Kardinal Umberto başkanlığındaki heyet İstanbul Patriği tarafından kabul edilmiştir. Ancak Umberto, Patriğin huzurunda uyulması gereken kurallara uymamış, ona karşı yanlış tavırlar takınmıştır. Bu nedenle Patrik onu bir daha huzuruna kabul etmemiştir. Patrikle görüşemeyen Umberto, 15 Temmuz 1054’de, Patrik ve diğer ileri gelen din adamlarını aforoz ettiğini belirten bir belgeyi Ayasofya’da ilan etmiş ve İstanbul’dan ayrılmıştır. Bunun üzerine İstanbul patriği de bir sinod toplayarak Roma Kilisesi’ni aforoz etmiştir. Son olarak aforoz işlemi ile Doğu ve Batı Kiliseleri birbirinden tamamen ayrılmış Katolik ve Ortodoks olarak devamlarını sürdürmüşlerdir.[19] İki tarafın birbirini karşılıklı aforoz etmeleriyle beraber, dönem dönem Doğu ve Batı Kiliselerini bir araya getirme çalışmaları olmuşsa da bunu başaramamışlardır. Özellikle 1450’li yıllarda Osmanlı Devleti’nin Konstantinopolis üzerindeki hareketlerinden naşi Doğu Kilisesi askeri bir destek için Batı Kilisesi kurallarını kabul etmek durumunda kalmış ancak halk ve din adamları bu duruma tepki göstermişlerdir. Ortodoks ve Katolik Kilisesi bu tarihlerdeki olaylarla birlikte kesin olarak daimi sınırlarını çizmiştir.


3. BİZANS ORTODOKS KİLİSESİ İNANÇ ESASLARI VE ÖĞRETİLERİ

3.1. ÖĞRETİLER

Bizans Devleti içerisinde Hıristiyanlığın nasıl yaşandığını anlamadan önce Ortodoks kelimesinin anlamı ve niçin kullanıldığını öğrenmek, Hristiyanlığı daha anlaşılır kılacaktır. Klasik Hıristiyan kullanımı olan Ortodoks kelimesi erken Hıristiyanlar tarafından inanılan öğretiler bütününe işaret eder. Doğu ve Batı hristiyanlığı ortodoks kelimesini özellikle hıristiyan uygulamaları ve gücü için kullanmışlardır. Bu kelime iki Grekçe kelimenin birleşiminden oluşmuştur: “Orthos (ορθός)” ; dürüstlük yada yalınlık anlamına gelir, ve “doxa (δόξα,δοξασία) ” fikir ve şeref anlamına gelir. Doğu hıristiyanlığı ortodoks kelimesini “doğru fikir” anlamında kullanmıştır. Doğu hıristiyanlığı bu kelimeyi kullanarak güvenilir öğrenme ve doğru öğretiyi amaçlamıştır. Sonuç olarak ortodoks kelimesi sıklıkla belli bir grubun kimliği ya da bu grupların merakını titiz öğretileri ile gidermek amaçlı kullanılmıştır. Batı’da hıristiyanlık nadiren farklı anlamlarda kullanılsa da duyarlı öğreti üzerine ortodoks odaklıdır.[20]

Ortodoks Kilisesi temelleri ise Bizans İmparatorluğunu içerisinde kapsayan dönemler içerisinde ve tam olarak ise 9.yy’a kadar olan süreçte kesinleşmiştir. İlk kez Bizans İmparatorluğu tarafından devlet dini haline gelen Hıristiyanlık, tamamen İmparatoru esas güç tutacak şekilde düzenlenmiştir. Erkin kutsal kökenini vurgulamak için gerek özel gerek kamusal yaşamda olabilecek bütün dışsal işaretler kullanılmıştır. İmparatorların kendileri, erklerinin Tanrı’dan geldiğine inanmışlardır. İustinianus, kendisinin Tanrı tarafından seçildiği ve bütün girişimlerinde melekler tarafından özenle gözetildiği kanısındaydı.[21]

İmparatora kilise işlerinde o kadar önemli bir yer verilmişti ki, bazen altın olan tahtı patrik’in yanına konur ve dinsel ayinlerden bir çoğunda bazı özel işlevleri yerine getirmesi istenirdi. Böylece çok eski tarihlerden beri beyaz bantlarla sarılmış olarak on iki hizmetkarının eşliğinde Paskalya ayininde hazır bulunurdu. Onuncu yüzyıldan başlayarak ise Noel ayininde hazır bulunurdu. Tüm bunlara rağmen dogmatik konular söz konusu olduğunda kilise bağımsızdı ve imparatorun koruması altında yaşamasına karşın onunla eşit güçlere sahipti.[22]

Bizans Ortodoks Kilisesinde görevli bir din adamı ya da psikopos olabilmenin çeşitli kuralları vardı. Psikoposluğa uygun olabilmesi için bir rahibin 35 yaşını geçmesi ve “Mezmurlar Kitabını” ezbere söyleyebilmesi gerekirdi. Aynı zamanda iyi bir eğitim görmüş olması gerekiyordu. İlk başlarda karısı bir manastırda rahibe olarak yaşamak üzere kendisini terketmiş olması koşulu ile evli bir erkek yüksek mevkiler için uygun sayılıyordu. Fakat çok geçmeden yalnızca keşişlerin psikopos ya da en yüksek mevki olan patrikliğe yükselmek için uygun oldukları düşünülmeye başlanmıştır.[23]

Kilise adamlarının başlıca görevleri arasındaysa, gerçek inancı yaymanın, yanlış öğretilerle bitip tükenmeyen bir enerjiyle savaşmanın yanısıra en azından ruhban sınıfının dışındaki kimseler söz konusu olduğunda, bütün inananlara hem bu dünyada hem de öteki dünyada daha iyi bir yaşam için ettiği vaadi doğrulama yeteneği yer alıyordu. Kentlerdeki aşırı yoksulluk nedeni ile yardım dağıtmak kısa sürede Kilise’nin başlıca işlerinden birisi olmuştur.[24]

3.2. İNANÇ ESASLARI

Ortodoks Hıristiyanlık inancının temelini teslis (üçlü Tanrı anlayışı) oluşturmaktadır. Bu kavramı uzun süre açıkça kullanmamakla birlikte, İncillerde bu kavramı oluşturan unsurlardan açıkça söz edilmektedir. Bu kavramı ilk defa 180 yılında Antakyalı Teophilus kullanmıştır.[25]

3.2.1. İBADETLER

Hıristiyanlığın ilk ortaya çıktığı dönemlerde, inanç esasları gibi ibadet şekilleride belli değildir. İlk Hıristiyan cemaatleri İsa’nın son akşam yemeği anısına uyguladıkları Ökaristiden başka bir ibadet uygulamamışlardır. Bu nedenle 4.yy’ın ikinci yarısına kadar, günlük olarak yapılan sistematik bir ibadet uygulaması olmamıştır. Bu döneme kadar insanlar kendi başlarına veya aile içinde günlük dualarda bulunmuşlardır. [26]

3.2.2. SAKRAMENTLER

Hıristiyanlığın temel esasları belirlendikçe ise ibadetler ve sakramentler[27] olarak ikiye ayrılan eylemler ortaya çıkmıştır. Hıristiyanlar, çarmıhta öldükten sonra dirilen İsa’nın Hıristiyan topluluğu içinde yaşadığına ve önceden yaptığı işlerin tümünü sürdürdüğüne inanmaktadırlar. İsa’nın bu görünmeyen eylemleri Kilise Sakramentlerinin yaşanmasıyla görünür olmaktadır. Kişi bu sakramentlere iştirak ettiği takdirde, Tanrı’nın kurtarıcı lütfunu bağışlayan İsa ile karşılaşmaktadır.[28]

Tüm Hıristiyanlığın kabul ettiği iki sakrament vardır. Bunlar “vaftiz” ve “ökaristi” sakramentleridir. Ortodokslar daha sonra bu iki sakramenti kuvvetlendirme, evlilik, ruhbanlık, günah itirafı, son yağlama adıyla beş sakrament daha ekleyerek bu sayıyı yediye çıkartmışlardır.[29]


4.ÖKARİSTİ

Yemek sırasında İsa eline ekmek aldı, şükredip ekmeği böldü ve öğrencilerine verdi. “Alın, yiyin” dedi, “Bu benim bedenimdir.” Sonra bir kase alıp şükretti ve bunu öğrencilerine vererek, “Hepiniz bundan için” dedi. “Çünkü bu benim kanımdır, günahların bağışlanması için birçokları uğruna akıtılan antlaşma kanıdır. Size şunu söyleyeyim, Babamın eğemenliğinde sizinle birlikte yenisini içeceğim o güne dek, asmanın bu ürününden bir daha içmeyeceğim.”[30] Matta İncilinden alıntı “Fısıh Yemeği” adlı bu bölüm belki de Ökaristi Sakramenti’nin çıkış noktasını öğrendiğimiz ilk kaynaktır.

Yahudilerin Paskalya zamanında kutladığı son akşam yemeğinde İsa kehanetsel sembolizmden bir sahne sergiledi. İnsan diyetinin temel elementlerini kullanarak, haç üzerinde ölümünü önceden sahneledi. Bunu yaparak ölümünü hem kabullendi hem de yorumladı. Ölümü, kendini Tanrı’ya sunma isteğinin bir göstergesiydi ve bununla insanlar ve Tanrı arasında yeni bir ilişki başlatmış oldu. Müritlerine ekmek ve kupadan bir pay vererek, ölümünün başarabileceği, gerçekleştireceği şeylerden bir pay veriyordu. Hıristiyanlıktaki Ökaristi bu yemekten gelir. İsa’nın emirlerine itaat eden kilise bunu, o gelene kadar İsa’yı hatırlamak ve ölümünü duyurmak için yapmıştır.[31]

Bilindiği gibi Bizans Kilisesi çıkış noktası ise 381-451 yılları arasına tekabül eder. Ve özellikle İstanbul liturjisi ile ilgili ilk bilgiler yine ilk piskoposlardan olan Gregory Nazianzen ve özellikle John Chrysostam’ ın yazdığı kaynaklarda yer alır. Bu büyüklerden yortular, makamlar, dualar, vaizler, ilahiler, okunuşlar ve ökaristi hakkında birçok bilgi edinilir.[32] Özellikle Chrysostom yazılarında komünyondan sürekli olarak bir gizem olarak bahseder. Aziz Paul’un yazılarında ise “gizem” kurtuluşumuz için Tanrı’nın bütün planları anlamını taşır ve kendisi buna örnek olarak İsa’nın ölümünü ve tekrar dirilişini gösterir. Gizem kelimesi daha sonra İsa’nın hareket ve tasarruflarının temsili olarak kilise eylemlerine dönüşmüş ve Hıristiyanlar kurtuluş başarısını bu eylemlerle paylaşmışlardır. Ökaristi de bu gizemi işaret etmektedir ve bu nedenle Chrysostom sürekli olarak bu sakramenti gizem olarak adlandırmıştır.[33]

Ökaristi (εὐχαριστία) şükran demektir. Tevrat’ta pek çok kere tekrarlanan bu ifade, incil metninde de görüldüğü gibi, İsa’nın ekmek ve şarabı şükrettikten sonra havarilerine vermesiyle ilgili olarak bu ayine adını vermiştir.[34]

Hıristiyanlığın ve kilisenin henüz yasak olduğu yıllarda, inananların buluşma yerleri gizli evlerdi. Hıristiyanlar buralarda toplanır, ibadetlerini ve ayinlerini gerçekleştirirdi. İmparator Constantinus ile birlikte resmi din olan ve sonraki yüzyıllarda çeşitli konsillerle temele oturan Hıristiyanlıkla birlikte Ökaristi Sakramenti içinde bir düzenleme yapılmıştır.

Bizans’ta birbirine benzeyen iki İstanbul Liturjisi vardır. Biri Ioannes Chrysostomos diğeri de Basileios’tur. Her birinde 19 dua vardır. Ana dua Antakya tipi ‘Anaphora’[35]dan alınmıştır. Piskopos dua hazırlığı bittiğinde anaphora’ya başlamaktadır. Chrysostomos’un zamanında Constantinapole anaphora diyalogları Clementine Liturjisi[36] ile benzerlik gösterir. Piskopos’un teşviği “ Efendimizin lütufu, Yüce İsa” sözünden sonraki “ Kaldır bütün düşünceni, zihnini” sözüne daha sonra “ Kaldır kalbini” sözü eklenmiştir. Ve bu Kudüs’te kullanılan bir form olmuştur. Bizans da bu iki form uzun süre bir arada kullanılmış fakat daha sonra Doğu ve Batı rekabeti sırasında “ Kaldır kalbini ve zihnini” sözündeki “kalpler”,zihin’e” karşı gelmiştir.[37] Chrysostomos’un anaphora’sı Antakyadan, Basileios’un ki Kapadokyadandır. Her iki Liturji’de dualardan onu daha soradan eklenmiştir. Bizans Ortodoks Liturjisi’nde yaklaşık 1000 yılına kadar Basileios Liturjisi yaygındır. Chrysostomos Liturjisi yaygınlaştığında Basileios yılda yalnızca 10 kez kutlanmaya başlanır. Bizans yazarlarına göre bu değişikliğin sebebi Chrysostomos Liturjisi’nin daha kısa olmasıdır.[38]

Ökaristi Bizans’ta yalnızca Cumartesi, Pazar günleri ve bayramlarda kutlanırdı. 8. 9. Yy’da haftanın diğer günlerinde de kutlanmaya başlandı. Yalnızca 1053 veya 1054’ de IX. Konstantin Monomakhos Hagia Sophia’da hergün ökaristi ayini yaptırıyordu. Ancak günlük ökaristi hiçbir zaman kanun haline gelmemiştir.[39]

Ökaristi ayini temel şeklini aldığı dönemden itibaren Prothesis ile başlar. Bu bölüm kutsal masaya getirilecek olan ekmek ve şarap için hazırlık bölümüdür. Rahip hazırlığın başlamasını söyledikten sonra ellerini yıkar ve öngörülen dualarla birlikte aynı zamanda kilisenin bir bölümü olan Prothesis’ e girer. Papaz sol eline somundan bir parça alır ve sağ eline de ucunda İsa’nın monogramının yer aldığı bir mızrak alır. Mızrak ile birlikte ekmekten aldığı her bir parçayı damgalar. Bu sırada Diakon, kalise su ve şarabı koyar.[40]Prothesis seremonisi için 8.yy’dan önceki bir tarihi veren kaynak yoktur.[41]

12.yy’da büyük ölçüde son şeklini alan liturjinin 4 ana bölümü vardır:

· Prothesis Töreni.

· Enarxis[42]

· Kutsal Kitap Liturjisi

· Ökaristi Liturjisi. Ökaristi Liturjisi Büyük Giriş ile açılır. Anaphora öncesi törenler, anaphora dialoğu, anaphora, komünyon öncesi, komünyon, şükran ve dismissal’ı[43] içerir.[44]

Erken Bizans’ta Liturji “Küçük Giriş” ile başlar. Kuzey kapıdan kutsal mekanın kapısına yarım daire çizerek gidilir. Küçük Giriş kutsal kitap liturjisinin girişi olan dini törendir. Diakon, rahipler ve hizmetkarlar eşliğinde İncili nefteki altardan, altarın arkasındaki templona taşır. Bu İsa’nın söz olarak gelişini sembolize eder. [45]

Büyük Giriş ise, ilk kısmın yani Kutsal Kitap Liturjisinin açılışı olan Küçük Giriş’ten sonra Ökaristi’nin ikinci kısmına giriş ayinidir. Diakon içinde kutsal ekmek bulunan pateni, rahip kutsal şarap kalisini prothesisden orta nefe, oradan da altara götürür. Ekmek ve şarabın getirilişi, İsa’nın bedeninin ve kanının kurban edilişini sembolize eder. [46]

Erken Dönem Liturjisi’nde rahipler ökaristiyi önce cemaate verirlerdi. Kaşık kullanmazlar, ekmeği elleriyle yedirirler, şarabı ise doğrudan kalisten içirirlerdi.[47]

9. ve 10. Yy’da liturjik kurallar oldukça değişmiştir. 9.yy’da Mikael ve Gabriel adı verilen iki diakon, yardımcı diakonlar mumları, diğer diakonlar buhurdanları, haçı ve İncili taşıdıktan sonra liturjiye başlarlar. Rahipler ve psikopos bemada yerlerini aldıktan sonra diakonlar tütsülemek için buhurdanları getirirler. Burada tütsü duası olan Et cum redolet nobis ve Et propter okunur. Kutsal alanın tamamı göründüğünde ve rahip incille ortaya çıktığında, tunik giymiş mum ve buhurdan taşıyan diakonların önüne geçer. Yardımcı diakonlar mumlarla ayine katılır. Rahip bemaya gelir ve öpmesi için İncili psikoposa verir. Sonra psikopos barış öpücüğü verir. Yardımcı diakonlar iki sıra halinde bemanın iki yanında durur, rahip sağdaki kürsüden İncili okur.Ve ökaristi ayini başlar.[48]

Erken Dönem Liturjisi’nden farklı olarak 9. ve 10. yy’dan itibaren ökaristi ayini yalnızca psikoposa bağlı kalmamış, kilise içerisindeki diğer din adamlarınında katıldığı ve daha geniş kurallar içeren bir sakrament halini almıştır. Fakat her ne kadar dönemler arası yöntem farkı olsa da Ökaristi Sakramenti’nin kullanılan eşyalarla birlikte kazandığı anlamı hiçbir zaman yönünden sapmamıştır.[49]

Ökaristi Liturjisi’nin sembolik anlatımına bakıldığında ise, bu sakramentin İsa’nın yaşamıyla ilgili pek çok simge barındırdığı görülür. Üzerinde haç şekli olan ve IC, XC, NI, KA ( Zafer İsa’nındır.) yazan Prosfora’nın ( ayin ekmeği) kesilmesi İsa’nın passionu ve ölümünü simgeler. Ekmeği kesmek için kullanılan bıçak, İsa’nın kaburgalarını delen mızrağı simgeler. İsa’nın kanını simgeleyen şarap Kalis’e konur. Kalis; çarmıhtaki “İsa’nın kanının toplandığı kase” ya da I.Germanus’a göre “ Son Akşam Yemeği’nde ki kraterdir. Ekmeğin üzerine konulduğu paten ya da disk, İsa’yı mezara koyan Yosef ve Nikodemus’un elleridir. Rahip paten üzerine asteriski koyar; Asterisk İsa’nın doğduğu yer üzerinde sabitlenen Üç Kahin Kral’ın yıldızını simgeler. Pateni örtü ile kapatır, paten ve kalis örtüsü İsa’nın mezarında yüzünü örten mendil, büyük örtü (aer) ise İsa’nın mezarını kapatan büyük taşı sembolize eder. Ekmek ve şarap tütsülenir. Tütsü kokuları ve dumanı Kutsal Ruh’un varlığını simgeler. Tütsülerken okunan dua, İsa’ya övgüdür. Diakonların altar üzerine serdiği örtü eiliton, İsa’nın bedenini saran kefendir. Rahibin parmaklarını ve ekmek parçalarını koyduğu pateni sildiği sünger, İsa’nın çarmıhta iken susuzluğunu gideren süngerdir. Kerubinler İlahisi, tüm azizlerin ve doğruların melek grupları ile girişini ve İsa’nın kurban törenine katılmasını sembolize eder.[50]

4.1. ÖKARİSTİ’DE KULLANILAN LİTURJİK OBJELER

Ökaristi’de kullanılan liturjik objeler arasında Kalis, paten ve asteriskos, ibrik ve trulla, kaşık, buhurdan, yelpaze, kutsal kitap kapağı, haç ve haç kaidesi yer alır. Kalis ve paten Ökaristi’nin iki temel objesidir. Çünkü Ökaristi Sakramentinin çıkış noktası bu iki objeye yani İsa’nın Havari Komünyonuna dayanmaktadır.

Kullanılan liturjik objelerin yapım malzemeleri ise genellikle maden olmakla birlikte az da olsa cam, fil dişi, seramik gibi malzemeler de kullanılmıştır. Eserlerin yapım tekniklerinde ise döküm tekniğinin yanında genelde dövme teknikleri kullanılmıştır. Bu iki tekniğin yanı sıra ahşap kutuları kaplamak için kullanılan dövme tekniğinde yapılmış küçük levhalar Macaristan ve Ren Bölgesi’nde bulunmuştur. Bu kaplama levhaları modeller yardımıyla yapılarak seri üretimleri kolaylaştırmıştır.[51] Süsleme teknikleri içerisinde genellikle kazıma, kabartma kullanılmıştır. Özellikle patenlere genellikle bir haç ya da Havari Komünyonu Tasviri bu tekniklerle işlenmiştir.[52] Kakma ve kazıma tekniği dışında ise erken dönemlerde Niello Tekniği[53] sıkça kullanılırken, daha geç dönemlerde Mine Tekniği[54] ve Kakma Tekniği[55] kullanılmaya başlanmıştır.

4.1.1 PATEN VE ASTERİSKOS

Paten, İsa’nın bedenini temsil eden kutsal ekmeğin üzerine konduğu tepsidir. İsa’yı çarmıhtan indiren Arimathealı Yusuf ve Nikodemus’un ellerini sembolize eder. Aynı zamanda Son Akşam Yemeği’ni de sembolize eder.[56] Patenler genellikle yüksek kenarlı, düz veya halka kaidelidir. Patenlerin üzerinde genellikle işlevi ile ilgili tasvirler yer almaktadır. Ökaristi’de kullanılan bir patenin üzerine ‘Havari Komünyonu’ sahnesi veya İsa’nın bedenini simgeleyen ekmek konduğu için, İsa’nın ölümünü simgeleyen haçın tasvir edilmesi işlev – tasvir ilişkisini göstermektedir.[57]

Asteriskos, paten ile birlikte kullanılır.(bknz.resim3) Yarım daire şeklinde iki şeridin merkezde birbirine bağlanmasından oluşur. Asteriskos, patendeki ekmeği üzerine gelebilecek toz ve böceklerden korumak için örtülen örtünün ekmeğe değmesini önlemek amacı ile patenin üzerine konur. Asteriskos İsa’nn doğumunda gökyüzünde beliren yıldızı sembolize eder.[58]

4.1.2. KALİS

Hristiyan komünyonundaki “kalis” kupanın metafizik formudur. Kutsal kap sık sık sırt sırta yerleştirilmiş bir karenin iki yarısı formundadır. Burada kadehin alt parçası tinsel güçlere açık bir depo olurken, üst parçası dünyanın üzerini kapatır. Sembolik olarak dünyanın kopyasını oluşturur. Kalis keltik sembolizmindeki kazanla belli bir benzerlik gösterir.[59]

4.1.3. İBRİK VE TRULLA

İkisi bir takım oluşturan bu eserler, rahibin Ökaristi Töreni’ne başlamadan önce ellerini yıkaması için kullanılır. Bu işlem İsa’nın çarmıha gerilme kararını veren Pilatus’un suçsuz olduğunu göstermek için ellerini yıkaması sahnesini sembolize eder. Ayrıca resimlerde ibrik, Bakire Meryem ile resmedilir ve saflığı sembolize eder.[60]

İbrik, suyun ve kutsal şarabın konduğu, ince boyunlu, küresel gövdeli, halka kaideli, kulplu veya kulpsuz bir kaptır. Günlük kullanımda, saray seremonilerinde ve kutsal törenlerde olmak üzere çeşitli kullanım yerleri bulunmaktadır.[61](bknz.resim4, resim5)

4.1.4. KAŞIK

Ökaristi Liturjisi’nde erken dönemlerde kaşığın kullanımına ait hiçbir iz yoktur. Fakat 9. Ve 10. Yy’a gelindiğinde kaşığın kullanımı yaygınlaşmıştır.[62] Kaşık günlük yaşamda kullanımının yanısıra kilise içerisinde, Ökaristi Sakramenti sırasında kutsal ekmeği, kutsal şaraba batırıp inananlara sunulması işine yarayan malzemedir.(bknz.resim6) Komünyonu inananlara vermeye yarayan kaşık, Serafim’in akkor kömürü alarak Yeşaya’nın dudaklarına dokunmasını simgeler.[63]

4.1.5. YELPAZE

Yelpaze Ökaristi’de diakon tarafından taşınır. Kutsal ekmek ve şarabı toz ve böceklerden korumak için kullanılır. Daire şeklindeki eserin çevresi dilimlidir, altta asanın geçirileceği sap bulunur.(bknz.resim7) Üzerlerinde Serafim veya Kerubim tasviri vardır. Bu tasvirler meleklerin altarda varlığını sembolize eder.[64]

4.1.6. BUHURDAN

Buhurdanlar, Ökaristi Töreni’nde özellikle kutsal kitap, paten ve kalis gibi kutsal eşyaları tütsülemek için kullanılmıştır. Buhurdan içerisinden yükselen duman, duaların Tanrı’ya ulaşmasını sembolize etmektedir. Derinliği fazla olmayan yarın küre biçiminde düz ya da dilimli, aşağı doğru genişleyen soğan biçiminde, çokgen veya silindirik gövdeye sahiplerdir.(bknz.resim8) Bu küçük kapların altında halka biçiminde yüksek ya da alçak kaideler ile dışa doğru genişleyen konik kaideler, stilize hayvan ayağı biçiminde dirsek yaparak yükselen ayaklar ya da üç küçük düğme ile kürecikler vardır. Kiliselerde kullanılan liturjik eşyalar daha çok gümüş ve bakır alaşımlarından yapılmıştır.[65]

4.1.7. KUTSAL KİTAP KAPAĞI

Kutsal kitap kapağı ökaristi sakramenti dışında da kullanılan ve amacı kutsal kitap olan İncil’in yıpranmasını önlemektir. Dikdörtgen şeklindeki iki levhanın birbirine tutturulması ile oluşur.(bknz.resim9)

Gümüş kitap kapaklarında genellikle bir kemerin içinde haç veya aziz figürleri tasvir edilir. Altın mine tekniği ile yapılan kapaklarda daha çok İsa, Meryem ve aziz figürleri görülür. [66]

4.1.8. HAÇ VE HAÇ KAİDESİ

Haç İsa’nın çarmıha gerilişini sembolize eder. Ayinde taşınan haçların alt kolunda sap vardır. Bu sap bir kaideye takılır ve kaideye geçirilen ahşap asa ile haç taşınır.(bknz.resim10) İsa’nın ölüme karşı zaferinin sembolü olan haç, imparatorlar için düşmalara karşı kazanılan zaferin sembolüdür. [67]

Haçın kullanıldığı dini törenlerden biri de Ökaristi’dir. Küçük Giriş’te taşınan haçın yatay kollarında bazen ‘A’ ve ‘W’ harfleri asılıdır. Alfabenin bu ilk ve son harfi İsa’nın başlangıç ve son olduğunu sembolize eder. Sabit olmayan tören haçları farklı boyutlarda olabilir. Küçük haçları rahip tören sırasında bir elinde tutar, diğer eliyle buhurdan taşır. Büyük haçlar ise İsa’nın Doğumu, Müjde gibi bayramlarda veya Paskalya’dan önceki perhizin üçüncü pazarında yapılan ayinlerde tören alayının başında taşınır.[68]


5. KONTROL DAMGALARI

Bugün de kullanılan bir uygulama ile değerli madenden yapılmış obje, kalitesini gösteren resmi bir işaret ile damgalanırdı.(bknz.resim11) Böylece bu eserler diğer materyallerden yapılmış objelerden ayrılırdı. Ancak bu uygulama altın ve gümüş kullanım tarihinde geç bir gelişmedir. M.Ö 2.yy’dan itibaren de usta ve atölye ismi içeren damgalar seramik ve bronz atölyelerinde kullanılmıştır. Bu uygulama, ucuz eserler çok fazla üretildiğinden, tek tek üzerlerine üretici ismi yazılamayacağından gelişmiştir. Fakat altın ve gümüş objelerde 5-5.yy öncesinden damgalı örneklere rastlanmamıştır. Bu damgaların en eskileri kaplardan çok külçelerde karşımıza çıkmaktadır. Külçe damgaları; şahıs ismi, bazen üretildiği yer, atölye isimlerini içermektedir. Damgalı gümüş eserler devlet tarafından 400-615 yılları arasında yapılmıştır. 4. yüzyıl başında damgalar Konstantinopolis, Nikomedia, Antiokhea, ve Naissus gibi yapım yeri adlarını vermektedir. Dodd damgalı işleri imparatorluk damgalı ve düzensiz damgalı işler olmak üzere ikiye ayırmıştır.[69]

Anastasius döneminden (491-518) başlayarak kullanılan damgalara imparatorluk damgaları denmektedir. İmparatorluk damgası olarak adlandırılmasının sebebi, damgalarda imparator portresi kullanılması veya isminin tam olarak ya da monogram şeklinde yazılmasıdır. Constans II’ ye kadar (641-668) devam eden külçelerde ve objelerde bu damgalar hükümet otoritesini sembol eder. Düzensiz damgalar ise, Antakya ve Kartaca gibi belli bir bölgeyi işaret etmektedir. Yazıt veya monogram imparatorluk damgalarına benzemekle birlikte bunlar imparatorluk damgalarının taklitleridir.[70]

Damgalı ve damgasız gümüş eserlerde yapılan metal analizleri, gümüşün saflığının genellikle aynı olduğunu göstermiştir. Dolayısıyla kontrol damgası eserin kaliteli ya da kalitesiz olduğunu göstermemektedir. Orta Bizans Dönemi’nde ekonomi ile ilişkili olarak gümüş kullanımı azalmıştır. Dolayısıyla damga sistemi de görülmez. Kaliteyi kontrol etme yetkisi Konstantinopolis valisindedir.[71]


6. KALİS

6.1. TARİHÇESİ, KULLANIM ALANI, DÖNEM FARKLILIKLARI

Kalis, Hıristiyanlıkta ki Ökaristi Liturjisi’nde şarabın konulduğu kupadır ve paten ile bir set olarak tanımlanmaktadır. Kilise tarihinde ki ismi ise Patr’dır. I. Germanus, kalisi İsa’nın kanının toplayıcısı ve Son Akşam Yemeği’nin yaratıcısı olarak niteler. Kesinleşmiş olmamakla birlikte C.Durobrivae Hazinesi’ne ait 4.yy başlarında kullanılan iki tip kalisten bahsedilmektedir.(bknz EDK6) Bunlar iki kulp ile bir ayak üzerine oturmuş tipler ve ayaksız olan tipler olarak belirlenmiştir. Gümüş kalisler ise, 6.yy’da görülmekle birlikte geniş bir kap kısmına sahip olup, genellikle iki kulbu ve ayak kısmında dolanan bilezik ile tanımlanmaktadır.(bknz. EDK19) Kaplar üzerinde genellikle ithaf yazıtları ve dekoratif kabartmalar yer almaktadır.(bknz. EDK-9,EDK-10,EDK-11,EDK-12,EDK-13,EDK-14, EDK-15,EDK-16) 9.yy’da ise kalis boyları uzar ve kaplara değerli taşlardan süslemeler eklendiği görülür.(bknz. ODK-1, ODK-2, ODK-3, ODK4, ODK-5, ODK-7) Kap ,üzerindeki Ökaristik yazılar bazen ağız çevresinde bazen de ayak kısmında görülür. Üzerindeki süslemelerde ise Deesis Sahnesi[72], haç, yıldız ya da monogram işlemeleri görülmektedir.( bknz. EDK-10, EDK-19) [73]

Kalisin ilk ortaya çıkışı Erken Hristiyanlıkla birlikte 5.yy’a kadar inmektedir. Hristiyanlığın Ökaristi Sakramenti’nde, İsa’nın kanını sembolize eden şarabın konulduğu kutsal kasedir. Aynı zamanda İsa’nın Son Akşam Yemeği’nde içtiği son şarabın konulduğu kupayı da sembolize eder. Ayinlerde kullanılan kiliseye ait kutsal bir obje olan kalis hristiyanlıkla birlikte yalnızca Bizans Devleti’nin değil bu dini benimseyen her kültür ve coğrafyanın önemli bir dinsel objesi haline gelmiştir.

Kalisin Bizans Devri içerisindeki yerini, yüzyıllar içerisindeki değişime göre incelediğimizde ise; objenin malzeme, süsleme ve yapım tekniği açısından bir çok farklı dönemden geçtiğini gözlemleyebiliriz.

Erken Dönem Hıristiyan sanatında kalis, basit, çift destekli bir kupa formundadır. Hıristiyan sanatında bu tarz vazolar kullanımı dışında, rölyef ve kumaş tasarımlarında da betimleme olarak sıkça kullanılmıştır. Bu tasvirlerde kalisin sembolik anlamı açıkça belirtilmiştir. Tasvirler genellikle bir şarap kaynağından ya da bir kalis veya kantharos’dan şarap içen tavus kuşları kullanılarak tüm bir kompozisyon haline getirilmiştir. Ve bu sahne genellikle sembolik olarak yaşam suyu ile susuzluğunu gidermek ya da ölümsüzlük anlamına gelmektedir. Tüm bunlar göz önüne alındığında ‘Ökaristik Kalis’in erken dönemde sanılandan daha yaygın olduğu görülmektedir.[74]

Bulunan tüm Erken Dönem kalislerinin aynı formlarda olduğunu ele geçen buluntulardan ve gerçekçi bir şekilde işlenmiş Erken Dönem kalis betimlemerinden anlamak mümkündür. Genel olarak; yassı bir kaide üzerinde yükselen ince bir sap ve onun üzerinde yer alan, iki yandan destekli bir kase formundadır. Bu kalisleri sonraki yüzyılların kalislerinden ayıran en önemli özellikleri mükemmel boyutları ve ağırlıklarıdır. Araştırmacılar için tarihi bir belge niteliği taşıyan Saint Vitale Kilisesi mozaikleri de dönem kalisleri hakkında bilgi edinmemizi sağlar. Bu mozaiklerden birinde tasvir edilen İmparatoriçe Theodora’nın elinde adanmış bir kalis yer almaktadır. Theodora’nın elindeki kalis inci dizisi ve diğer değerli taşlarla süslenmiş şekilde tasvir edilmiştir.(bknz resim 1) Kayıtlardaki bu mozaiğin ise yapıda yer alan başka bir mozaik olan, altar üzerindeki kantharos betimlemesi ile aynı tarihte yapılmış olması dikkat çekicidir.[75](bknz resim 2)

Erken dönemde çeşitli madenlerden yapılan dini işlevli ve günlük kullanıma yönelik eserlerde Antik Dönem’in üslup özellikleri ve motifleri kullanılmaya devam ederken(bknz. EDK-3), bu unsurlar Hristiyanlığa özgü konu ve semboller ile bütünleştirilmiştir.(bknz. EDK-7) Bizans el sanatları içerisinde maden sanatı, kullanılan malzemelerin çeşitliliği, farklı işlevlere yönelik eşyaların üretilmesi, yapım ve süsleme teknikleri, işçilikteki kalite, bezemelerde görülen konu ve motiflerin zenginliği ile önem taşımaktadır.[76]

Bizans’ın erken dönemlerinde altın ve gümüş malzemeyi elde etmek ise Orta Dönem’e göre daha rahat olduğu için bu dönemde altın kalisler çok yaygındır. Ancak, cam malzemenin de kalisler için çok yaygın bir kullanımı söz konudur.( bknz. EDK-7) Bu malzeme; ince etkisi ve cam üzerine altın varak kullanımı ile büyük bir dönem popülerlik kazanmıştır.[77] Bunun yanı sıra az sayıda da olsa seramik malzemeden yapılmış kalise rastlanmaktadır. Bunlardan bir kısmı Demre Aziz Nikolaos Kilisesi kazı çalışmaları sonucu ele geçmiştir. Form olarak dışa çekik ağızlı, boyunsuz, küresel gövdeli ve düz dipli olan bu kaplarda gövde genişliği ile kap yüksekliği birbirine yakın ölçülerdedir. Ağız çapları ise gövde çapından birkaç cm. küçüktür. Boyutlarının küçüklüğü nedeni ile yemek pişirmede, kulpsuz olmaları nedeni ile de yemek servisinde kullanılmış olma ihtimali az olan bu kapların bölgedeki sayısal yoğunlukları yaygın şekilde kullanıldıklarına işaret etmektedir.[78]

Erken Bizans Dönemi’nde maden sanatını, özellikle 5. – 7. yüzyıllar arasına tarihlenen kilise hazinelerindeki eşyalar ile izlemek mümkündür. Bu dönem kalisleri de diğer kilise hazinesi objeleri gibi malzeme olarak altın ve gümüş gibi değerli madenler kullanılarak yapılmıştır. Üzerlerinde yer alan incil kaynaklı sahneler, sembolik motifler, bitkisel ve geometrik kompozisyonların yanı sıra ithaf ve adak yazıları, kesin tarihlendirme sağlayan kontrol damgaları ile önemli bir yer tutar.[79] Ayrıca, her zaman dikkatli bir şekilde betimlemesi artistik olarak yapılmış bütün paten ve kalislerin boyutlarını Liber Pontificalis[80] adlı kitaptan yaklaşık olarak öğrenmek mümkündür. Örneğin; Constantinus’un Lateran Kilisesi’ne hediye ettiği muazzam büyük kalisler hariç, saf altından yapılmış ve kitaba göre her biri 1 kilo ağırlığında 40 küçük kalis ve 50 tane 2 kilo ağırlığında papazlık kalisi bulunmaktaydı. Ancak, Saint Peter’e verilen kalisler daha büyük ve değerliydi. Hediyeler arasında 12 kilo ağırlığında altından yapılmış ve üzeri 45 adet zümrüt ve Jacinth[81] ile süslü 3 kalis ve bunun yanında 20 adet 10 kilo ağırlığında gümüş kalis bulunmaktaydı. Bu sayılar kıymetlendirilmiş kalis kullanımının imparatorluk temelleri ve hatta büyükşehir kiliseleri için bir sınırlaması olmadığının göstergesidir.[82]

7.yy’dan itibaren altın, gümüş gibi değerli madenlerden yapılan, çok sayıda ve çeşitli işlevli eşyalardan oluşan kilise hazinelerinin yapımının azaldığı var olan örneklerin az sayıda kalis, haç, röliker gibi eserler ile sınırlı kaldığı görülür. Maden sanatında 9.yy ile birlikte oldukça büyük bir değişimin gerçekleştiği dikkati çeker.[83] Bu yüzyılda kalisler boy olarak daha da uzar. Süsleme malzemesi olarark ise değerli taşlar, cam ve kakma gümüş kullanılmaktadır.[84] Makedonya Sülalesi’nin yönetime geçmesi ile başlayan dönem sanatta yeni bir canlanmanın başlangıcıdır ve Makedonya Rönesansı olarak anılır. Orta Bizans Dönemi’nde artık yeni bir teknik ile üretilen eserler erken dönemin gümüş hazinelerinin yerini almıştır. Bu yeni teknik Bizans kuyumculuğunun doruk noktasına ulaştırdığı mine tekniğidir.(bknz. ODK-1, ODK-2, ODK-3, ODK-4, ODK-5) Bugün Venedik San Marco Hazinesi başta olmak üzere, çeşitli Avrupa ülkelerinin müze ve koleksiyonlarına dağılmış olan eserlerin bir kısmı sipariş yolu ile başkentte yapılmış olmakla birlikte büyük bir çoğunluğu 1204 Latin İstilası sırasında Konstantinopolis’ten götürülmüştür.[85]

Gümüş üzerine yaldızlı eserlerin mine levhalarla bezendiği örneklerin büyük bir kısmını dini işlevli eserler ve taç, küpe gibi süs eşyaları oluşturur. Dini işlevli eserler arasında İsviçre’de özel bir koleksiyonda bulunan Venedik San Marco Hazinesi’nde İsa, Meryem, başmelekler ve azizlerin büstlerinin tasvir edildiği İmparator Romanos’un adını taşıyan biri kulplu diğeri kulpsuz iki adet kalis yer almaktadır.(bknz. ODK-1, ODK-2) Hazinede yer alan kalisler ve diğer eserler kesin tarihlenebilen eserlerin üslup özellikleri ile karşılaştırılarak 10. ve 11. yüzyıla tarihlenmektedir. [86]

9. yüzyıldan itibaren maden sanatına bakıldığında bu özel kuyumculuk örneklerinin ve nadir gümüş eserlerin dışında kilise eşyalarında malzeme, süsleme tekniği, tasvirler, üslup ve yazıtların içeriğinde dikkate değer bir değişim olduğu görülmektedir. İmparatorluğun ekonomik koşulları ile de bağlantılı olarak paten ve kalis gibi birinci derecede liturjik eşyalarda bronz ve bakır kullanılmaya başlanmıştır. Eserlerin bezemelerinde erken dönemden farklı olarak çoğunluk ile kazıma tekniği kullanılmıştır. Erken Bizans döneminin kalislerinde görülen ‘Havari Komünyonu’ ve haç, kristogram gibi sembolik motiflerin yerini yoğun olarak İsa, Meryem, aziz ve başmelek tasvirleri alır; ancak az da olsa haç motifinin de kullanılmaya devam edildiği görülür. Üslup özellikleri söz konusu olduğunda, erken dönemin kabartma tekniği ile yapılmış, antik etkili, hacimli figür ve motiflerinin yerini kazıma tekniği ile yapılmış son derece sade hatları olan figür ve motifler yer alır.[87]

Erken Dönem ile Orta Bizans Dönemi kalislerindeki farklılığı ortaya koyan önemli ayırıcı özelliklerden biri de yazılardır. Yazılar gerek epigrafik özellikleri, gerek liturjik içerikli olmaları ile erken dönemin adak ve ithaf yazılarından ayrılırlar.(bknz. ODK-4) Erken Dönem’de “ Tefeci Sergios, karısı Maria ve çocuklarının ruhu için adak” , “ Çok alçakgönüllü piskopos Eutychianos’dan günahlarının affı için ulu Tanrı’ya” yazıtları ile karşılaşırken(bknz. EDK-20), Orta Bizans Dönemi kalislerinde çift çizgili harf karakteri ile yazılmış, İncil kaynaklı “ Hepsini için, bu Yeni Ahit olan benim kanımdır.” yazıtları dikkati çeker.[88](bknz. ODK-3)

Erken dönemde bakırdan yapılan liturjik işlevli eşyalara değerli bir maden olan gümüş izlenimini vermek amacı ile kalay kaplama yönteminin uygulandığı da görülür. Bu teknikte yapılan, üzerinde kazıma tekniği ile dört incil yazarının tasvir edildiği bir kalis bugün İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir.(bknz. EDK-28) Eser malzemesi, figür üslubu, 6. yüzyılda görülen çift çizgili, kazıma tekniği ile yapılmış harflerin kullanıldığı yazıtlar ve yazıtın içeriği göz önüne alındığında bu yüzyıllarda yapılmış olmalıdır.[89]

Orta Bizans Dönemi’ne bakıldığında, kesin olarak veya karşılaştırmalı değerlendirme yapılarak 9. – 11. yüzyıllar arasına tarihlenen eserlerin ise bu örneklerin yanında daha küçük bir grup oluşturduğu söylenebilir. Bunlar çoğunlukla tasvir edilen figürler ya da üslup özellikleri ile tarihlenebilen mine tekniği ile yapılan eserler veya kazı buluntularıdır. Orta Bizans Dönemi eserlerini incelerken 9. yüzyıldan itibaren sanatta görülen değişim ve 10. – 11. yüzyıllarda bu değişimin örneklerinin yoğun olarak üretildiği kabul edilen bir görüştür. Ancak her ne kadar 1204- 1261 tarihleri arasında Latin İstilası’nın imparatorluğu her açıdan etkilediği gerçeği göz ardı edilemese de el sanatı ürünlerinin az da olsa yapımının devam ettiğini, 10.- 11. yüzyıllarda yoğunlaşan biçim, teknik ve bezemelerin devam eden yüzyıllarda da yaşadığını kabul etmek gerekir.[90]

6.2. ERKEN DÖNEM KALİSLERİ

6.2.1. TARİHLENDİRME

Kalis örneklerinin tarihlendirilmesinde kontrol damgaları büyük ölçüde yardımcı olmaktadır. Ayağın iç kısmında yer alan kontrol damgalarındaki monogramlar sayesinde bu eserlerin tarihlendirilmesi yapılabilmektedir.(bknz. EDK-8) Kontrol damgası olmayan eserlerin tarihlendirilmesinde yazıtlardan yararlanılmakta ya da kesin tarihlenebilen örneklerle benzerlik kurulmaktadır.[91]

6.2.2.MALZEME

6. ve 7. Yüzyıl kalislerinde malzeme gümüştür. İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde yer alan tek örnek bakırdır.[92]

6.2.3. FORMLAR

Bu yüzyıllara ait örneklerde, küresel bir gövde ve konik ayak kısmı karakteriskiktir. Ayağın üzerinde ise bir bileziğin bulunduğu örnekler yoğundur. Bu formun yanı sıra, bir grup kalisin Antakya kalisinde olduğu gibi, dibe doğru daralan, silindire yakın “ U “ biçimli bir gövdeye sahip oldukları görülmektedir.( bknz. EDK-3, EDK-7, EDK-22, EDK-23, EDK-24, EDK-25)[93]

6.2.4. ÖLÇÜLER

Yükseklikleri ortalama 16-20 cm. , gövde çapları 13-18 cm. , ayak çapları 7-10cm. arasındadır.[94]

6.2.5. BEZEMELER

Bu dönem kalislerini bezemelerine göre üç gruba ayırabiliriz. Bunların birincisi bezemeye yer verilmeyen, ancak ağız kenarını dolaşan bir yazı şeridinin bulunduğu örnekler.(bknz. EDK-2, EDK-4, EDK-6, EDK-8, EDK-18, EDK-24, EDK-26, EDK-30, EDK-32) Ancak bu grupta değerlendirilen bir örnekte, yazı şeridinin yanı sıra gövdenin üzerinde bir kristogram yer alır.(bknz. EDK-19) İkincisi; ağız kenarını dolaşan yazı şeridinden başka, kalisin gövdesi üzerinde bir madalyon veya sütun ve kemerlerin oluşturduğu, mimari birimlerin içerisinde figürlerin bulunduğu örneklerdir.(bknz. EDK-1, EDK-9, EDK-11, EDK-12, EDK-16, EDK-20) Üçüncüsü ise; kalisin gövdesi üzerindeki bezeme kompozisyonunun, madalyon ya da bir mimari ile sınırlandırılmadan, serbest olarak yerleştirildiği örneklerdir.(bknz. EDK-13, EDK-14, EDK-15, EDK-17, EDK28) Bu şekildeki bezemeli örneklerin yanı sıra, ne bir bezemeye ne de bir yazıta yer verilmeyen kalis örneklerine de rastlanmaktadır.[95](bknz. EDK-5, EDK-21, EDK-22, EDK-23, EDK-25, EDK-29)

6.2.6. YAZITLAR

Kalislerin tamamına yakınında ağız kenarını dolaşan bir şerit içerisinde yazıya yer verildiği görülmektedir. Bu yazıtlar ithaf yazısı niteliğindedir. Örneğin “ Theophilus’un oğullarının kurtuluşları ve adaklarının yerine getirilmesi için” gibi yazıtlar tespit edilmektedir.[96]

6.3. ORTA DÖNEM KALİSLERİ

6.3.1. TARİHLENDİRME

Bu örneklerin tarihlendirilmesi, üzerlerinde yer alan kitabeler sayesinde olmaktadır. Bu yazıtlarda kalisi bağışlayan kişinin adı geçmektedir ki; bu yolla kalisin yapıldığı tarihe ait ip uçları elde edilebilmektedir.[97]

6.3.2. MALZEME

Erken dönem örneklerinde sadece gümüşün kullanıldığı kalislere rastlanmasına rağmen, bu dönemde gümüş kaplama örneklerin yanı sıra değerli taşların ve altın mine tekniğinin de bu örneklerde kullanılmış olduğu görülmektedir.[98]

6.3.3. FORMLAR

Bu dönemde erken dönem kalislerinin karakteristik formu olan küresel gövde ve bilezikli konik ayağı içeren örneklerin yapımına devam edildiği görülmektedir. Ancak bu örneklerin yanında az sayıda ki örnekte olsa farklı formlara rastlanılabilmektedir. Bazı örneklerde ayak kısmının alçak tutulduğu, bazılarında kadeh kısmında iki yandan geniş ve ince kulpların yer aldığı görülmektedir. [99]

6.3.4. ÖLÇÜLER

Bu dönem kalislerinin yükseklikleri ortalama 20 – 25cm.; gövde çapları ise ortalama 18 – 21cm. arasında değişmektedir.[100]

6.3.5. BEZEMELER

Bu dönem örneklerinin bezenmesinde değerli taşlardan ve altın mine tekniğinden yoğun bir şekilde yararlanılmıştır. Bunun yanı sıra kalislerin bezeme kompozisyonlarında dikdörtgen plakaların ya da madalyonların içine yerleştirilen figürler dikkati çekmektedir. Genellikle ağız çevresinde yer alan bu plakaların içine tek ya da ikili şekilde yerleştirilmiş figürler görülmektedir. Aynı düzenlemeye, bu dönem örneklerinde ayak kısımlarında da yer verilmiştir.[101](bknz. ODK-1, ODK-2, ODK-4, ODK-5)

6.3.6. YAZITLAR

Kalislerin ağız kenarlarının yanı sıra, ayak kısımlarında da yer aldığını gördüğümüz bu yazıtlar “ liturjik” olarak tanımlanan türdedir.[102]


7.KATALOG


EDK-1

Tarih: Erken 7.yy,

Malzeme: Gümüş ve altın yaldız

Ölçüler: Kadeh kısmı: 16.8 x 14cm.

Kaide kısmı: 9.5cm.

Bölge: Kurin/Suriye

Tanım: Kadeh dışa dönük bir ayak ile birlikte, geniş bir ağız kısmı ve bir de topuza sahiptir. Süsleme olarak bakıldığında ise tüm yüzeyde kabartmalar görülür. Kadeh altı adet çerçeveli kemerden oluşur. İki geniş haç, iki havari ve iki adet de yan figür tasviri yer almaktadır. Havarilerin yüzlerindeki karakteristik özelliklerine bakılarak, konumları göz önünde bulundurularak ve atribülerine bakılarak onların Aziz Peter ve Aziz Paul olduğunu söylemek mümkündür. Kadeh üzerindeki kabartmalarda yer alan siyahlığın ise ya niello olduğu ya da korozyon olduğu düşünülmektedir.[103] Kadeh Suriye’nin Kurin köyünde(diğer adıyla Hama Hazinesi olarak bilinir) bulunduğu sanılan 23 kaptan biridir. Kayıt isminde Grek alfabesi ile “Kaper Koraon” ismi yazılıdır. Hazine muhtemelen zarar görmemesi için 8.yy Arap akınları zamanında Bizans Hıristiyanları tarafından Syria Bölgesi’nde saklanmıştır.[104]

Yazıt: Pelagius’un ve Basianus’un yakarışı( yada: Pelagius’un yakarışı ve Basianus’un oğlu). Kaper Koraon’un köyündeki (kilisenin) Aziz Sergius’un kutsal kasesi.[105]



EDK-2

Tarih: 602-610 Geç Antik Dönem

Malzeme: Gümüş yaldızlı

Ölçüler: Kadeh kısmı: 15.2 x 13.2cm.

Kaide kısmı: 7.7cm.

Bölge: Kurin/Suriye

Tanım: Bu kadeh gümüş bir servis parçasıdır. Bizans’ın altın çağından hayatta kalan 4 parçadan biridir.( 6.yy) Parça her ayinle birlikte kutsal bir hizmeti yerine getirmiştir. Bu kap Ökaristi’de şarabın konulduğu kadehtir (İsa’nın kanını sembolize eden). 1910 yılında Syria’nın bir köyü olan Kurin’de bulunmuştur. Aynı hazinede yer alan diğer birkaç parça gibi bu kalis de Kaper Koraon ismini taşımaktadır. Kayıtlarda “Kaper Koraon köyündeki Aziz Sergios Kilisesi hazineleri” olarak geçer. Genellikle bu parçalar kilise kayıtlarında objeyi bağışlayan kişinin ismi ile geçer.[106]

Yazıt: Theophilus’un kurtuluşu ve duası için? (oğlu) John, Thomas ve Mannos.[107]



EDK-3

Tarih: 6. yüzyılın ilk yarısı

Malzeme: Gümüş, gümüş yaldız süsleme

Ölçüler: Kadeh Kısmı: 19 x 15cm.

Uzunluk: 19.7cm.

Bölge: Antakya

Tanım: Kadeh herhangi bir yazıt barındırmamasına ve Erken Bizans Kalisleri’nin form ve süslemesini yansıtmasa da günümüzde hala evrensel bir kalis olarak tanımlanmaktadır.[108] Eser, ilk Hıristiyanlar için çok önemli bir şehir olan Antakya bölgesinde ele geçirilmiş olduğundan Antakya Kalisi olarak isim almıştır. Aslında eserin oldukça farklı bir gruba dahil olma ihtimali de vardır. Ancak bu ihtimale rağmen eser üzerindeki figürler her zaman İsa ve havariler olarak betimlenmiştir.[109] Eser gümüş üzerine, kabartma tekniği ile süslemelidir. Kalis üzerindeki kabartmalarda, asma formunda, üzüm kabartmaları yer almaktadır. Gövdenin tam ortasında tahtta oturmuş İsa yer alır ve iki yanında kartal betimlemeleri bulunmaktadır. Genel kompozisyona bakıldığında, kalis üzerinde tavşan ve kuzu betimlemeleri yanı sıra 12 insan tasviri yer almaktadır. Figürlerin ikisi İsa’nın betimlemesi olup, diğer on figürün havarileri ya da dönem filozoflarını betimlemek üzere yapıldığı düşünülmektedir.[110]



EDK-4

Tarih: 7. yüzyıl başları

Malzeme: Gümüş

Ölçüler: Yükseklik: 18.9cm.

Çap: 18.6cm.

Ağırlık: 642.8gr.

Bölge: Stuma / Suriye

Tanım: Eser Kaper Koraon Hazine’sine aittir. Üzerindeki yazıt nedeni ile Kaper Koraon’da ki St. Sergius Kilisesine bağış olarak verildiği düşünülmektedir. Harfler Kaper Koraon Hazine’sinde yer alan 2 patenin yazıtındaki harfler ile benzerlik göstermektedir. Eser 6. – 7. yüzyılın köy kiliselerine adak için sunulan objelerin tipik bir örneğidir.[111]

Yazıt: Sergios ve John’un yeminini yerine getirmesi[112]



EDK-5

Tarih: 4.yy.

Malzeme: Gümüş

Ölçüler: Ağırlık: 12.5 cm.

Bölge: Durobrivae – İngiltere

Tanım: Eser, kullanılmayacak durumda olan gümüş kap ve plakların kullanılması ile oluşturulmuştur. Formu sebebi ile, Roma Devleti varlığı sırasında, Hristiyanlığın en erken döneminde kullanılmış liturjik kaplardan birisi olduğu düşünülmektedir. Kullanımı hakkında kesin bir yargı söylenememekle birlikte, kupanın bir fincan, kantharos ya da Erken Dönem Hıristiyan halkın kullandığı bir kalis olduğu düşünülmektedir. Üzerinde kullanım amacına yönelik hiçbir yazıt yer almamaktadır. Ancak bu döneme ait bir çok objede Yunan harfleri ile “X” ve “P” harfleri görülmektedir ki, bu harfler Erken Hristiyanlıktan itibaren İsa’nın monogramı olarak kullanılmıştır. Hazine parçalarının bulunduğu yer ise onların kasıtlı olarak gizlendiklerini göstermektedir. Bu nedenle bulunan bu parçanın da, diğer hazine parçaları gibi zulme uğrayan Hıristiyanlar tarafından bulundukları yere saklandığı düşünülmektedir.[113]



EDK-6

Tarih: 6.yy

Malzeme: Gümüş ( Kadeh kısmı restorasyondur.)

Bölge: Kumluca

Tanım: Eser tahrib olmuş bir şekilde bulunmuş, sonrasında restorasyon ile sergilenebilir hale gelmiştir. Yalnız kaide kısmı bulunmuş, restorasyon ile uygun olabilecek kaide formu eklenmiştir. Eserin üzerinde ağız kısmında şerit halinde yazıt bulunmakta, onun dışında her hangi bir figür bezemesi yer almamaktadır.







EDK-7

Tarih: 6.yy

Malzeme: Cam

Ölçüler: Çap: 14.9cm.

Yükseklik: 14cm.

Bölge: Suriye

Tanım: Kalis cam üzerine derin kazıma tekniği ile süslenmiştir. Kalisin bir yüzünde, merkezde yüksek bir kaide üzerine kurulmuş, çapraz perdeli bir gölgelik içerisine yerleştirilmiş bir haç yer almaktadır. Haçın yer aldığı gölgelik, kemerli girişi, akroterli alınlığı ve çapraz perdeleri ile dönemin mimari özelliklerini yansıtmaktadır. Haçın sol tarafında elinde kitap tutan bir melek ve sağ tarafında ise ikinci bir melek durmaktadır. Kalisin diğer yüzünde yine kazıma tekniği ile yapılmış, içerisinde çapraz şekillerin yer aldığı daha büyük bir haç bulunmaktadır. Haçın yanında yer alan “ω” omega harfi ve hemen onun yanında yüzünü haça dönmüş, sakallı ve orans duruşunda bir figür yer almaktadır. Figürün diğer elinin ucunda “A” alfa harfi yer almaktadır. Ve sahneye tüm olarak bakıldığında bunların “İsa’nın başlangıcı ve herşeyin sonu” anlamında kullanılan Grek harflerinin olduğu görülür. Kalis Ürdün’de bulunmuş ve P.V.C Baur tarafından yayınlanmıştır. Eser konu olarak farklı olmasına rağmen, Dumbarton Oaks Hazine parçalarına yakınlığı ile, hazine parçaları ile karşılaştırılabilmektedir. Camın rengi ve gravür kalitesi, eserin Dumbarton Oaks parçaları ile aynı usta tarafından değilse bile aynı atölyeden çıkmış olduklarını göstermektedir. Bezemeler her ne kadar farklı olsa da, malzememe ve işçilik kaliteleri benzerdir. Baur, bu kalisi özelliklerinden dolayı Suriye kökenli parçalara dahil etmiştir. Dumbarton Oaks ikonografisi, kupanın Doğu Akdeniz’e ait olduğunu desteklemektedir. Sahneler sembolik ve doğu kökenlidir. Dumbarton Oaks kalisi ve Gerasa kupası her ne kadar doğu özellikleri barındırsalar da, bu eserler aynı zamanda Köln’de bulunan cam eserler ile de aynı özellikleri taşımaktadırlar.[114]


EDK-8

Tarih: 527- 565

Malzeme: Gümüş

Ölçüler: Yükseklik: 17.4cm.

Ağırlık: 527,7gr.

Çap: 16.8cm.

Bölge: Riha

Tanım: Kalis dövülmüş gümüşten iki bölüm (çanak ve ayak) olarak yapılmıştır. Dövülmüş kızımlar açık bir şekilde çanağın üzerinde görünür vaziyettedir. Çanak kısmının etrafında yaldızlı dairenin etrafında bir adak yazısı yer almaktadır. Bu yazı neredeyse bütün Hıristiyan Litürjisi’nde görülmüştür. Ayak bir topuzdan ve ışıltılı bir kaide ile üç bantlı bilezikten oluşmaktadır. Kaide kısmında Matsulavich tarafından, Constantinapole için atfedilen beş adet kontrol damgası mevcuttur. Altıgen damgadaki monogram, Ayasofya’nın büyük kolonlarının üstünde bulunan pirinç kaplamalardaki Justinian’ın imparatorluk monogramlarına benzerliği nedeniyle aynı döneme tarihlendirilmiştir. Kalis, Suriye’nin Aleppo yakınlarındaki Riha kentinde bulunmuştur. Kalis tüm diğer eserler arasında, Bizans’da muhafaza edilen ve en erken dönemlere tarihlenen birkaç kalisten biridir.[115]

Yazıt: Tanrım özünü sana sunuyoruz.”[116]



EDK-9

Tarih: 6.yy. sonu – 7.yy. başı

Malzeme: Gümüş, altın yaldız

Ölçüler: Kaide çapı: 10cm.

Topuz çapı: 4.1cm.

Kadeh kısmı: 24.6 x 16.7cm.

Bölge: Suriye/ Attarouthi Hazinesi

Tanım: Kalis kompozisyonuna bakıldığında diğerlerinden farklı olarak, azizlerin asker kimliği ile betimlendiği görülmektedir. Figürlerin Aziz George’un en erken tarihli ejderha öldürdüğü, zırhlı tasviri olabileceği düşünülmektedir. Kadeh kemerli bezemeleri ve ağız kenarındaki yazı şeridi ile tipik bir Erken Bizans kalisidir.[117]

Yazıt: Attarouthi Köyü’nün Aziz Stephen Kilisesi için”[118]


















EDK-10

Tarih: 6.yy sonu – 7.yy başı

Malzeme: Gümüş, altın yaldız

Ölçüler: Ayak çapı: 8.9cm.

Topuz çapı: 3.9cm.

Kadeh çapı: 20.7 x 14.9cm.

Bölge: Suriye/ Attarouthi Hazinesi

Tanım: Eser gümüş malzeme üzerine altın yaldız süslemeleridir. Kompozisyonu ise yıldız ve haç betimlemeleri oluşturmaktadır. Kadeh üzerindeki yıldızların İsa’nın doğumunda Beytullahem üzerinde beliren yıldızları temsil ettiği düşünülmektedir. Haç ise İsa’nın ölümünün sembolüdür. Kadeh üzerinde İsa’nın doğumu ve ölümü sembolleştirilerek anlatılmıştır.[119]

Yazıt: Attarouthi Köyü’nün Aziz John Kilisesi için” [120]